Bu kuramsal literatür değerlendirmesi, mekansal algı ve bilişsel haritalama çalışmalarını, Lynch’in “imgelenebilirlik” kavramı (1960) ile çocukların mekânsal bilişine ilişkin gelişimsel ve çevresel psikoloji literatürünü bir araya getirerek tartışır. İlk olarak Lynch’in yollar, sınırlar, bölgeler, düğümler ve nirengilerden oluşan kent imgesi çerçevesi, kentsel okunabilirliğin yön bulma, yer duygusu ve mekânla kurulan duygusal bağ üzerindeki etkileri açısından ele alınır. Ardından Piaget (1967), Siegel & White (1975) ve izleyen çalışmalar doğrultusunda çocukların egosantrik ve nirengi-temelli erken temsillerden daha bütünleşik, kuşbakışı bilişsel haritalara doğru aşamalı ilerleyişi özetlenir.
Literatür, aktif keşif, bağımsız hareket özgürlüğü, güzergâh çeşitliliği ve duyusal-motor deneyimin mekânsal öğrenmeyi güçlendirdiğini göstermektedir. Sosyoekonomik koşullar, kültürel bağlam ve toplumsal cinsiyet rolleri, çocukların bilişsel haritalarında hangi mekansal unsurların öne çıktığını belirgin biçimde etkilemektedir. Dijital ve sanal ortamlar, kuşbakışı düşünmeyi destekleyen yeni deneyimler sunmakta; ancak çokduyulu gerçek çevresel deneyimlerin yerini tam olarak almamaktadır.
Tolman (1948), Downs & Stea (1977) ve Canter’in (1977) çalışmaları, bilişsel haritalamayı yalnızca geometrik bir temsil değil, anlam, duygu ve deneyim içeren çok katmanlı bir süreç olarak kavramsallaştırır. Bu kuramsal çerçeveler, çocuk dostu ve okunabilir kentler tasarlamak, eğitim ve ebeveynlikte keşif fırsatlarını desteklemek ve değişen dijital-kentsel bağlamda mekansal bilişi yeniden düşünmek için bütüncül bir zemin sunmaktadır.
Abstract
This theoretical literature review examines studies on spatial perception and cognitive mapping by integrating Lynch’s (1960) concept of “imageability” with the developmental and environmental psychology literature on children’s spatial cognition. First, Lynch’s framework of the city image, comprising paths, edges, districts, nodes, and land-marks, is examined in terms of its implications for urban legibility, way-finding, sense of place, and emotional attachment to the environment. Subsequently, following Piaget (1967), Siegel & White (1975), as well as later research, the gradual progression of children from egocentric and landmark-based early representations toward more integrated, survey-like cognitive maps is summarized.
The literature demonstrates that active exploration, independent mobility, route diversity, and sensorimotor experience significantly strengthen spatial learning. Socioeconomic conditions, cultural context, and gendered socialization patterns markedly influence which spatial elements become salient in children’s cognitive maps. Digital and virtual environments offer new experiences that support survey-type thinking; however, they do not fully replace the multisensory richness of real-world environmental experience.
The works of Tolman (1948), Downs & Stea (1973), as well as Canter (1977), conceptualize cognitive mapping not merely as a geometric representation, but as a multilayered process involving meaning, emotion, and lived experience. These theoretical frameworks provide a holistic foundation for designing child-friendly and legible cities, supporting exploration opportunities in education and parenting, and rethinking spatial cognition within an evolving digital-urban context.