Fenomenolojik Bağlamda Ara-Mekân Kavramı ve Mimari Pratikteki Yeri
1MSGSÜ, Mimarlık Bölümü
Mimar.ist Dergi 2026; 26(85): 82-97 DOI: 10.14744/mrst.2025.92400
Tam Metin PDF (Turkish)

Mimari mekân kavramı, tarih boyunca farklı düşünsel ve kültürel bağlamlar içinde sürekli olarak yeniden tanımlanmış; modern-sonrası dönemde ise felsefe, sosyal bilimler ve mimarlık alanlarından gelen katkılarla hem kuramsal hem de pratik düzlemde önemli dönüşümler geçirmiştir. Yirminci yüzyılda gelişen mimari fenomenolojik yaklaşım, mekânı yalnızca ölçülebilir ve fiziksel bir varlık olarak değil; tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlamlar içinde, özne–nesne ilişkileri aracılığıyla deneyimlenen varoluşsal bir olgu olarak ele almıştır. Bu doğrultuda makalenin ilk bölümünde, fenomenolojik düşüncenin mekân kavrayışına kazandırdığı temel kavramlar ilgili literatür üzerinden incelenmiş; kuramcılar tarafından türetilen terimler ve bu terimlerin yazıldığı ilk kaynaklar kronolojik bir çerçevede ele alınmıştır. Makalenin ikinci bölümünde ise, söz konusu kavramlar arasından, modern dönemin kesin sınırlar ve ikili karşıtlıklar üzerinden tanımladığı mimari mekân anlayışına alternatif oluşturan ara-mekân (inbetween space) kavramı araştırmanın odağına alınmaktadır. Karşıtlıkların uzlaştırılmasına imkân tanıyan bu kavram, modernist mimarlık anlayışına eleştirel bir perspektif sunmakta; insan odaklı, farklı ve değişken mekânsal deneyimlere alan açan bir yaklaşımı temsil etmektedir. Ara-mekân kavramının, bu düşünsel çerçeveyi geliştiren ve benimseyen mimarların mimari pratiklerinde de karşılık bulması, fenomenolojik mekân düşüncesinin somut mekânsal sonuçlarının izlenmesine olanak sağlamaktadır. Bu kapsamda ikinci bölümde, ara-mekân kavramını mimarlık söylemi ve pratiğinde ilk kez ortaya koyan Aldo van Eyck ile birlikte Herman Hertzberger, Bernard Tschumi ve Sou Fujimoto’nun kavrama ilişkin tanımları ve bu tanımların mimari tasarımlarındaki mekânsal karşılıkları incelenmektedir. Makalenin üçüncü bölümünde ise Van Eyck, Hertzberger, Tschumi ve Fujimoto’nun ara-mekân kavramına yönelik tanımları, mimari yaklaşımları ve bu yaklaşımların temelini oluşturan mimari tasarım ögeleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Bu karşılaştırmalı analiz, ara-mekân kavramının fenomenolojik düşüncenin temel ilkeleriyle uyumlu biçimde tekil ve sabit bir tanıma indirgenemeyeceğini; aksine, farklı yorumlara açık, dinamik bir kavramsal çerçeve sunarak çeşitli mekânsal sonuçlar üretebildiğini ortaya koymaktadır.


In-between Space Concept in the Phenomenological Context and its Place in Architectural Practice
1
Mimar.ist Dergi 2026; 26(85): 82-97 DOI: 10.14744/mrst.2025.92400

Abstract

The concept of architectural space has been continuously redefined throughout history within different intellectual and cultural contexts; in the post-modern period, it has undergone significant transformations on both theoretical and practical levels through contributions from philosophy, social sciences, and architectural discourse. In the Twentieth Century, the phenomenological approach has conceptualized space not merely as a measurable and physical entity, but as an existential phenomenon experienced through subject–object relations within historical, social, and cultural contexts. Accordingly, the first section of the article examines the fundamental spatial concepts introduced by phenomenological thought through a review of the relevant literature, presenting the terms developed by key theorists and their original sources within chronological framework. The second section focuses on the concept of in-between space, which emerges as an alternative to the modern architectural understanding of space defined by rigid boundaries and binary oppositions. By enabling the reconciliation of oppositions, this concept offers a critical perspective on modernist architectural discourse and represents a human-centered approach that allows for diverse and variable spatial experiences. The presence of the in-between space concept within the architectural practices of the architects who developed and embraced this theoretical framework enables the observation of the tangible spatial outcomes of phenomenological thought. In this context, the second section examines the definitions of in-between space proposed by Aldo van Eyck, Herman Hertzberger, Bernard Tschumi, and Sou Fujimoto, and analyzes the spatial manifestations within their architectural designs. The third section comparatively evaluates the architects’ definitions of in-between space, and architectural design elements derived from these approaches. This comparative analysis demonstrates that, in alignment with the core principles of the phenomenological thought, the concept of in-between space cannot be reduced to a singular or fixed definition; rather, it constitutes a dynamic conceptual framework open to multiple interpretations and capable of producing diverse spatial outcomes.